Ana Sayfa
Erol Çelik
Kitaplar
Kısa Filmler
Öyküler
Senaryolar
Yazılar
Klipler
Videolar
Haberler
İletişim
Copyright ® 2010-2011 erolcelik.net
:

.
.
"Şöyle düşün, bizler düş üretmekle cezalandırıldık ama onları yaşayarak ödüllendirildik..."

.


Arka kapıyı açtı ve iki çıplak vücuda baktı. Kızların yüzünde hiçbir utanma, hiçbir kutsallık, hiçbir amaç yoktu. Bunlar için bir adam öldürdüğüne inanamayarak araçtan içeri girdi.
(Yeşil Yılan)

Çöken moralinin, bozulan ruh halinin ve kaybettiği ayağının neresi hayattı? Aklındaki tek şey, ömrünün bundan sonraki sınavıyla ilgiliydi.
(Bu Sefer Sınavı Kaybetme)

Sorgusuz, bir silah temin edildi. Volkan Hasanoğlu öyküsünü bitirdi ve teslim etti. Dört bini aşkın ayrı ordu, darbe girişiminde bulundu. Çok kan döküldü.
(Darbe)

Hangi koltukta uyanacağına aldırmadı. Hiçbir hayat, şu an yaşadığı hayattan daha kötü olamazdı. Annesinin yanında ölmek bile.
(19 Numaralı Koltuk)

Levrek ona gülüyor gibiydi. Havası bitti, canı feci yanıyordu ama kendini rahatlamış hissetti. Rahatlamış, mutlu ve hafif.
(Derinlik Sarhoşluğu)

Özür dilerim aşkım...
Ölüm kısa bir ayrılıktır...
Seni orada mutlu bir hayatta bekliyorum...
Şimdilik hoşça kal...
(Ölüm Kısa Bir Ayrılıktır)

( Heyula ), ( Satranç Ve Şövalye ) kitaplarının yazarından.





Arka kapak yazısı
19 Numaralı Koltuk
Wikipedia

.
19 Numarali Koltuk
1. Basim
Kasim 2011
Avrupa Yakasi Yayinlari
400 sayfa
11 Gerilim öyküsü

.
IÇINDEKILER

Darbe.......................................7

Karanlik Pencere.......................33

19 Numarali Koltuk....................61

Aydinlik Avcilari.......................145

Bu Sefer Sinavi Kaybetme........187

Derinlik Sarhoslugu.................217

Cennete Açilan Çiçekler...........263

Korkak...................................285

Ölüm Kisa Bir Ayriliktir ............329

Yesil Yilan...............................339

Aptal Kral...............................381


.
İçindekiler

.

İnsanların en basit korkularından ve gerçekliğinden yola çıkan, 11 kısa öykünün bir araya geldiği "19 Numaralı Koltuk" isimli son kitabım; ilk iki kitabım "Heyula" ile "Satranç ve Şövalye"den farklı olarak, günlük hayatta karşılaşabileceğimiz gerçekliği ve içinde barındırdığı gizemli korkuları irdelemiştir.

Her ne kadar bazı hikâyelerim, ilk iki kitabımdakilere benzer gerçeküstü olayların tadını hatırlatsa da genel olarak; yaşamın kıyısında nefes alan hikâyelerimde, soğuk, karanlık, yalnız ve gerçek hayattan kesitlere rastlayacaksınız.

Her öyküde kendinize ait mutlaka bir şeyler bulacağınız, cesaretinizle mantığınız arasında size gelgitler yaşatacak gerilim tarzı hikâyelerimin yer aldığı bu son kitabımda, kendinizi başkarakterin koltuğunda bulacak ve gerçekliğin gün gibi açık olduğu bir karmaşanın içinde, dayanma gücünüzün sınırlarını öğreneceksiniz.

Vampir ve kurt adam efsanelerinin artık bayağılaşarak tüm dünyayı esaret altına aldığı toplumumuzda, günlük yaşam gerçeğinin karanlık ve soğuk yüzünü size tekrar hatırlatacağım.

19 Numaralı Koltuk'ta yer alan hikâyeleri belki zaman içinde unutacaksınız. Ancak gündelik hayatın hareketliliğinde kim bilir, ıssız bir sokakta çocuğunuzun ellerini sıkı sıkı tutarak koşar adımla yürürken o karanlık köşede ya da sizi sıkı sıkı saran kalın yorganınızın altında en masum halinizle mışıl mışıl uyurken, soğuk ve keskin çeliğin acısını boynunuzda hissederek uyandığınızda, ben geleceğim aklınıza.  Ve sessiz üç kelime dudaklarımda;
"Asıl gerçeklerden kork!"

Gerçeklerle yüzleşmeye ne kadar hazırsınız?

19 Numaralı Koltuk.

Genel Tanıtım

.


"Heyula", "Satranç ve Sövalye" kitaplarinin yazarindan gerçek yasamin içinden alinmis karanlik, soguk ve gerilim dolu 11 yeni öykü…

Kendinizi ansizin içinde bulacaginiz her sürükleyici hikâye ile ölümün o soluk kesici tadi yavasça benliginizi ele geçirecek…

Eger bu dünyaya ait olmayan bir tat ariyorsaniz ya da o tadin bu dünyaya ait olmadigini zannediyorsaniz,  yasami ve ölümü ayni anda arzuluyorsaniz, bu meçhule giden yolculukta siz de kendinize bir koltuk kapin…

…    olanca kudreti ile gerilerek kafasini bir hamlede adamin burun kemigine gömmüstü. Çikan kemik sesi ve etrafa fiskiran kan, kenarda yanan mangalda dans eden alevlere bir ritim katmaya çalisiyormusçasina coskuluydu. O andan itibaren her sey çok çabuk gelisti.                                                   
                                                                                      -Derinlik Sarhoslugu-


Erol ÇELIK, üçüncü kitabi "19 numarali koltuk" ile yasama ve ölüme bir arada hükmetmenin karanligi ve kararliligi içinde daha soguk, daha ürkütücü ve hala sürükleyici yeni hikâyeleri ile avuçlarinizin arasinda.

Gerçeklerle yüzlesmeye ne kadar hazirsiniz?

"Korkmayin. Ne de olsa her canli bir gün ölümü tadacak."

"Peki, kaçi yasamin tadina varacak?"

"Heyula", "Satranç ve Sövalye" kitaplarinin yazarindan.








KITAPTA YER ALAN ÖYKÜLERIN TANITIMLARI
    





19 NUMARALI KOLTUK

           Hangi koltukta uyanacagina aldirmadi. Hiçbir hayat, su an yasadigi hayattan daha kötü olamazdi. Annesinin yaninda ölmek bile. O yüzden uyuyacak ve dinlenecekti.

            Eger kadere inaniyorsaniz, ona boyun egmisseniz, zaten yapacak bir sey yoktur. 19 numarali koltukta yolculuk yapmak bir kaderse, o kaderin karanlik bir oyunu olacaktir.

            Yigit bu ani hatirladi. Olacagini biliyordu. Hemen yanindaki koltuga bakti. Yasli bir kadin sag elini ona uzatmis, korkuyla gözlerini kapatmisti. Sag eli sanki onu koruyacakmis gibi çabaliyor, digeriyle dengesini kurmak için tutunacak yer ariyordu.
            "Anne merak etme, ölmeyeceksin."
            Annesi gözlerini açti ve ogluna bakti. Onun söylediklerini duymustu.

            Sehirlerarasi bir otobüs, gizemli bir kiz, sahip olmadigi daha dogmamis bir bebek, sohbet için can atan bir yol arkadasi Yigit'in hayatina hizla girmis olsa da, bir otobüs kazasi kaç sefer yasanir.
Bir bebek aglamasi midir gerçek olan, yoksa annesinin yaninda ölmek mi?

            Bunun cevabini kaderden baskasi veremez.

            Otobüs son taklayi atip yere çarptiginda, Yigit'in yanindaki dev cam patladi ve kirilan parçalardan birinde kendini gördü.

APTAL KRAL

            Dizlerinin üzerine çöktü ve alt dudagini isirarak beynindeki mutluluk dalgalarinin keyfini çikardi. Gözlerini yummus, basparmagi diger parmaklarinin altinda sikili vaziyette çöktügü yerde kalakalmisti. Su an hiçbir sey önemli degildi.
            Yasam bile.

            Bir insanin akli dengesi ne kadar bozuk olabilir? Kurdugu dünyanin gerçekligine ne kadar inanabilir? Inandigi gerçekler için neler yapabilir?

            "Buraya gel."
            Artik tamamen arinmisti.
            "Kendi dünyana hos geldin."
            Mutluluk, sicak dalgalar gibi hücum ediyordu.
            "Sen bu dünyanin kralisin."
            Kraliyim tabii.

            Karanlik sokak aralari, rüyalarinda aldigi görevler, dünyada hiç kimsenin yasayamayacagi mükâfatlar. O kendi dünyasinin kraliydi ama sonunda aptallik etti. 

            Önündeki karanlik açmaya baslayinca içindeki heyecan da artti. Korku ya da her hangi bir sey hissetmiyordu.
Sadece merak.
            "Bazi insanlarin önüne krallik sunulur ve onlar aptalliklarindan bu kralliklari teperler. Sen de aptal bir kralsin. Hem de en aptali."

AYDINLIK AVCILARI

            "Söyle düsün, bizler düs üretmekle cezalandirildik ama onlari yasayarak ödüllendirildik."

            Bilimkurgu ve fantastik bir öyküde nefes alan Aydinlik Avcisi iki genç kiz. Son görevlerini bitirince aydinliga kavusmanin sevinci içindeler. Ama nefret peslerini birakmaz.

            "Ne oldu, gerçekler size çok mu basit geldi?" Beyaz elbiseli ve beyaz saçli adam onlara gülümseyerek akillarini iyice karistirdi.

            Aydinlik Avcilari son görevlerini bizzat patrondan alirlar. Onlar güveni temsil eden duygudurlar. Eger son görevleri güven duygusunu korumaksa nefreti yok etmek zorundadirlar.

            "Ben ne düsleyecegim peki?"
            "Aydinliga bakinca ne gördün?"
            Çilli basini egerek gülümsedi. Mutluluk yüzünün her yerine yayildi.
            "Bak, düslemeye basladin bile. Sunu sakin unutma, biz diger herkesten daha sansliyiz. Çünkü özgürüz. Istedigimiz her seyi düsleyebilir ve tadini çikartabiliriz. Sende düsle güzel kiz. Rüyalarin tadini çikart."


BU SEFER SINAVI KAYBETME

           Çöken moralinin, bozulan ruh halinin ve kaybettigi ayaginin neresi hayatti? Aklindaki tek sey, ömrünün bundan sonraki sinaviyla ilgiliydi.

            Agzina kadar insan dolu bir banliyö treninin hiçbir tarafi tuhaf degildir ama yolculuk yapan onca insanin hepsinin uyuyor olmasi bir kâbusun içinde oldugunun kanitidir. Neden bütün yolcular uyusun ki?

            Suçlu kendisi miydi gerçekten? O çigligi atmasa, tren kaza yapmayacak miydi acaba? Yoksa bu zaten yazilmis kaderin sahnelenmis hali miydi? Peki, bu yasananlar gerçekse, onca insan onun yüzünden öldüyse, bunun hesabini kim verecekti?

            Samil, Levent-Taksim metrosunun kalabalik ama yalniz peronlarindan birinde rastladi fantezilerini süsleyen kiza. Sohbetlerinin arasinda rüyalarinda bile yasayamayacagi bir davette bulundu kiz. Oysa gerçek olan kiz miydi yoksa biraz önce indigi trenin korkunç bir kaza yapmasi mi?

            Bir yil sonra, protez ayagina iyice alismis, uzun süredir tekrar metroya biner olmustu. O aksamüstü yine Levent metrosunda bekliyorken Begüm'ü gördü. Kiz ona aciyarak yanina yaklasmis, bütün sevecenligiyle gülümsemisti.
            "Nasilsin Samil?"
            "Iyiyim Begüm. Hayat devam ediyor."


CENNETE AÇILAN ÇIÇEKLER  

            "Alt benlikte bulunan, arzu veya saldirganlik gibi duygular siddetlenerek benlige baski yapar, benlik güçsüz olursa doyum saglanamaz ve alt benlikle benlik arasinda bir çatisma çikar, buna anksiyete denir."

            Anksiyete hastasi bir adamin, tedavi olmak için gittigi psikiyatri doktoruyla bir seans süren diyaloglarini anlatan bu kisa öykü, arizali bir beynin ürettigi aski sorgular.

           "Hayir, sen sadece bir dürtü degilsin, sen benim cennete açilan çiçeklerimsin. Inanmiyorsan o resme tekrar bak ve oradaki yildizlarin birer çiçek oldugunu gör. Hemen simdi yap bunu."

            Ask, tek bir seansa sigmaz. Duvarlarda asili tablolar ve ortami büyüleyen parfüm kokusu bile bunu basaramaz. Kaygiyi yenemezsen aska sahip olamazsin.

           "Sen Fransa'daki o kafedesin zaten."
            "Ne demek simdi bu?"
            Yavuz eliyle kalbinin üzerini ovusturdu ve derin soluklar almaya basladi.
            "Bak, beni tam iyilestirmisken tekrar hasta ediyorsun. Victor Hugo hakli, asla hayallerimizin hepsini gerçeklestiremeyiz."


DARBE

            "Burada tam olarak ne yapiyorsunuz?"
            "Bizler yönetimin yasakladigi kitaplari okuyor ve onlari hayata nasil geçirecegimize bakiyoruz."

            Yil 2078, insanlarin eglence hayati degismis. Okuduklari karakterlerin kahramanlarinin yerine geçerek öyküyü gerçek hayatta yasamaya çalisiyorlar. Bir grup direnisçi popüler bir yazardan son bir öykü yazmasini istiyorlar. Bu öyküyle hükümeti devirmeye çalisacaklar.

           "Ah, bu alçak gönüllülügünüzün önünde egilmekten gocunmuyorum. Su an disarida yazdiginiz Kemal karakterini oynamaya baslayan kaç kisi var, bir bilseniz."

            Yazar öyle bir öykü yazmalidir ki, disaridaki yüzlerce direnisçinin her biri öyküdeki karakter olup, kendine bir ordu kurmalidir. Böylelikle yönetimin karsisina yüzlerce orduyla çikmalidir.

            Sorgusuz, bir silah temin edildi.
            Volkan Hasanoglu öyküsünü bitirdi ve teslim etti. Dört bini askin ayri ordu, darbe girisiminde bulundu. Çok kan döküldü. Hükümet darbe girisimine boyun egmedi ama çok yiprandi. Tarih kitaplari yeniden yazilmaya baslandi, ilk yazdiklari olay bu savas olacakti. Dört binden fazla mensubu olan, dört binden fazla orduyla savasan bir devletin çaresizligini yazacaklardi.


DERINLIK SARHOSLUGU

            Levrek ona gülüyor gibiydi. Havasi bitti, cani feci yaniyordu ama kendini rahatlamis hissetti. Rahatlamis, mutlu ve hafif.

            Tüpsüz dalis yapan üç gencin, derinlik sarhosluguyla tanismasinin öyküsü. Kurallari bazen kati uygulayanlar bile çigner. Bunun bedelini ödeyecegini bildigi halde.

            Eger seçenegi varsa, böbregine yedigi biçak hamlesi sonucu degil de, gümüsi bir atmosferde, iri bir levregin pesinde ölmeyi yeglerdi.
            Semih Koçak, nerede uyanacagini bilmeden, tekrar kendinden geçti.

            Anilarin olusmasi, onlarin efsanelesmesinden kolay olmustur her zaman.

            Dalmadan zipkinini kurdu ve derin bir soluk alarak suya daldi.
            Soguk su kafasindaki tüm alkolün etkisini silmisti ve yorgunlugunu almisti. En önemlisi, kalbine dolan adrenalin her seyi yasanilir hale getirmisti.


KARANLIK PENCERE

            Emin, on dakikadir pencerenin arkasindan karsidaki bos daireyi gözetliyordu. Son iki dakikadir, bir hareketlenme olmustu evde. Bekledigi bir hareketlenme. El fenerleri duvarlarda dolasiyor, iki adam evi arastiriyordu. Onlarin polis olduklarini biliyordu ama ne bulabildiklerini bilmiyordu.

            "Insanin en büyük düsmani kendisidir."
            Psikolojisi bozulmus bir gencin, kendini begenmis sevgilisiyle yasadigi sorunlar, yasadigi evin karsisindaki binada bos bir daire ve o karanlik dairede dolasan baska bir adam. Sizofreninin insana nasil sokulacagini kimse bilemez. Öykünün bas kahramani, karsi pencerede süpheli hareketlerle dolasan adami önceleri eglenceli bulur ve bu eglenceye kiz arkadasini da dahil etmek ister. Kiz arkadasi bu eglenceye katilmak istemeyince hayatin rengi degismeye baslar.

            Karanlik penceredeki adam Emin'in bulundugu pencereye dogru bakti. Onun da yüzünde mutlu bir ifade vardi. Sanki yaptiginin hakliligini Emin'e gösteriyormus gibi gülümsüyor, 'burada olmak isterdin degil mi?' der gibi, dimdik duruyordu.


            Karsi pencerede dolasan adam kahramanimiza kiz arkadasini unutturur. Çünkü o pencerenin ardinda kendini ilgilendiren bir seyler vardir.


            Polisler iki binanin arasindaki yolu tamamen doldurmuslardi. Emin, elleri kelepçeli bir sekilde kendi binasindan çikmaya basladiginda, bütün bakislar onun üzerine döndü. Polisler gencin yanina uçustular. Emin, yanindaki polislere aldirmadan basini kaldirip karsi binadaki karanlik pencereye bakti.



KORKAK

            Simdi daha iyi anliyordum, kadinda beni rahatsiz eden tek sey basörtüsünün rengiymis. Siyah basörtüsü ölümü hatirlatmisti bana ve beni huzursuz etmisti.

            Bir çocukluk anisi, insanin hayatini nasil degistirir? Eger kalici bir etki biraktiysa kimse o anidan kurtulamaz.

            Mezarligin camiyle birlestigi yerden girmedik, onun yerine mezarligin arkasini dolastik. Oyunumuzun anlasilmasini istemedigimiz için, mezarligin içinden geçmek zorunda kalmistik. Yanimizda bir hortlak bozmasiyla, gecenin bir yarisinda mezarlikta dolasmak pek akil kari olmasa da, korku bize eglenceli gelmeye baslamisti. En azindan ben öyle hissediyordum.

            Nazara inanir misiniz? Inanmasaniz da, bu öyküdeki olaylarin gerçekle bir bagi var.

            Birkaç dakika sonra köyün yarisi caminin önündeydi. Olayda zarar görmeyen bir tek Savas ve ben vardik ama asil olan Ertan'a olmustu. Çocuk yerde katilasmis bir sekilde yatiyordu. Öldügünü zannediyordum, ölmemis olsa bile, artik saglikli bir sekilde yasayamayacagina emindim. Atanur'un sol kolu, Tarkan'in sag kolu, bir çesit felç geçirmisti. Özcan'da fazla bir sey yok görünüyordu ama onunda tedavisi aylar sürecekti.


ÖLÜM KISA BIR AYRILIKTIR

            Bu yazdiklarim bir özür mektubu degil, aksine ne kadar aptal oldugumu ve bunu ne kadar geç fark ettigimi açiklayan bir mektuptur. Sonuna kadar okudugunda bunu daha iyi anlayacaksin.

            Bu öykü ilk bakista bir ask mektubu gibi gelir insana ama ilerledikçe korkunç bir gerçegin itirafini, çaresiz bir adamin kaleminden okursunuz. Öykünün ismiyle, askin çeliskisi birbiriyle uyusmaz.

            Özür dilerim askim...
            Ölüm kisa bir ayriliktir...
            Seni orada mutlu bir hayatta bekliyorum...
            Simdilik hosça kal...

            Kansere yakalanan esinin ardindan yakilan bu agitin içinde, ölümün bir kurtulus, bir kendini af ettirme gerçegine tanik olacaksiniz.

            Sonunda, geçte olsa buldum.
            Sen lanetli degildin askim, lanetli olan bendim.
            Eger lanetli olan sen olsaydin, o Allah'in belasi kansere yakalanan ben olurdum ve ben ölümü beklerdim. 



YESIL YILAN

            Arka kapiyi açti ve iki çiplak vücuda bakti. Kizlarin yüzünde hiçbir utanma, hiçbir kutsallik, hiçbir amaç yoktu. Bunlar için bir adam öldürdügüne inanamayarak araçtan içeri girdi.

            Insan hayallerinin, arzularinin ve ideallerinin tutkunudur. Tutkunu olmalidir da. Bu ugurda eline geçen firsati degerlendirir. Degerlendirmelidir de. Peki, bunun sonucuna katlanabilir mi? Iste bu soru çok agir gelir insana.

            O yolculugun sonunda arabaya bir isim takmisti. Yesil Yilan. Daha sonralari sirkete isi düstügünde Yesil Yilani görmek için garaja inerdi.
            Simdi yine ayni arabayla uzun bir yola çikma fikri ve yasayabilecegi güzel dakikalari düsündükçe, çildiracak gibi oluyordu.
            Yesil Yilan hayallerindeki arabaydi. Iki genç kizla birlikte olmayi arzuluyordu. Maceranin doruklarinda hayatin ne kadar acimasiz oldugunu ögrendi.

            Yetkin'i yakalamalari, bir soluk alma mesafesine kadar düstügü zaman, Yetkin çantasindan silahini çikartti ve havaya bir el ates etti.
            Hayat bir saniye durdu.



.
Kısa Filmler
Kitaplar
İletişim
Haberler
Videolar
Klipler
Yazılar
Senaryolar
Öyküler